ANNE, BABA BUGÜN BENİ KURMADINIZ!

 Çiftler çocuk yapmaya karar verdiği andan itibaren onları nasıl yetiştirecekleri hakkında düşüncelere başlarlar. Çok saygılı, sözümü hep dinleyen, hep benim istediğim şeyleri yapan vs…gibi hayal ederler. Beyinlerinde tasarladıkları çocuk hep onların istediklerini yapan bir çocuktur. Aslında geniş bağlamda bakarsak aileler, çocuklarını bir nevi köle gibi değerlendiriyor. Saat 3-5 arası ders, 5-7 arası spor gibi çocuğun gününü saatlere ayırarak onların ilgi alanlarını sorgulamadan onlar için kendi düşünce çerçevesinde bir plan belirlerler ve bunu çocuğun yapmasını beklerler. Evet planlı programlı olmak güzeldir. Zaman zaman iyi sonuçlarda getirebilir ama bu planı belirlerken düşünmeniz gereken bu plan çocukta nasıl bir etki yaratacak? Ona uygun mu? Çocuğum bu plan hakkında ne düşünüyor? Çocuğun bu planda olmasını istediği şeyler ne? Gibi sorular pek sorulmadan direk beynimizdeki planlar yapılıyor ve hiçbir neden açıklanmadan bunları yapacaksın deniyor. Yapılan planlar bu doğrultuda olunca da sorun kaçınılmaz oluyor. Ama planları yaparken çocuğu gözlemleyip ilgileri hangi alana daha dönük, hangi alanda daha iyi kendini ifade edebiliyor. Bunları belirleyip öyle planlar yaparsak ve daha sonra yapılan planlar hakkında çocuğunda fikrini sorup, plan hakkındaki düşüncelerini dinleyip planı şekillendirirsek o zaman hem çocuk için hem de bizim için oluşması olağan sorunları ortadan kaldırmış oluruz.

Ahmet’in çocuğu Can henüz 4 yaşını doldurmuştu ama Ahmet onunla ilgili gelecek planları yapmaya başlamıştı bile. Ahmet ,’’ İlerde benim oğlum okuyup doktor olacak’’ diyordu.Can doktorun ne anlama geldiğini bile bilmeden mesleki geleceği hakkında onun yerine babası karar vermişti bile. Aradan yıllar geçti ve Can artık 17 yaşına girmişti, üniversite sınavlarına hazırlanıyor aynı zamanda da babası pek onaylamasa da boş zamanlarında gitar çalıyordu. Gitar çalmak onun için huzur verici bir aktiviteydi çünkü kendini bütün sınav stresinden uzak ve mutlu hissetmesini sağlıyordu. Babasına göre Can’ın boş vakti yoktu. Bütün zamanını ÖSS için harcamalıydı çünkü oğlum doktor olacak diyordu. Ve çok çalışmazsa kazanamaz diye düşünüyordu. Bir kere olsun Can’a sen hangi bölümde okumayı arzu ederdin diye sormadan onun adına yıllar önce karar vermişti bile. Can’ın ise gönlünde yatan aslan farklıydı, konservatuarı okumak istiyordu. Aslında konservatuarı en iyi şekilde okuyacak kabiliyeti de vardı. Ama onun konservatuarda okumasına izin verecek bir babası yoktu. Bir keresinde ağzının ucuyla ‘’ Tıbbı kazanamazsam bende konservatuarı okurum’’ dedi. Aldığı cevap aslında bilindik ve beklediği bir cevaptı ama yine bu cevap onu hayal kırıklığı uğramasına yetti de arttı. Babası ‘’böyle bir ihtimal yok ‘’ diye yanıt verdi. Bu cevabı düşünmek Can’ı çok üzüyor ve bunu düşünmekten kendini alamıyordu. Bunları düşünmek onu üzüyor fakat üzülmekten başka bir şeyde yapamıyordu.

Üniversite sınavı günü geldi çattı çok heyecanlıydı ama kendine de güveniyordu çünkü sıkı birşekilde çalışmıştı. Sınav sonuçları açıklandığında beklediği gibi iyi bir puan almıştı. Babası bu sonucu kendi başarısıymışçasına herkese gururlanarak anlatıyordu. Can’ a ‘’ Aferin oğlum emeklerimi boşa çıkarmadın!! gibi sözlerle tebrik ediyordu. Can dışarıdan mutlu gibi gözükse de gönlünde yatan bölümü tercih edemeyeceği gerçeği onu çok üzüyordu. Tıp fakültesini kazandı ve hep aklında konservatuarla okudu ve bitirdi okulunu. İş hayatı başladı. Can daha ilerisini düşünerek evlilik ve alan seçmede kararsız kalmıştı. Bu yaşına kadar Can’ın bütün önemli kararlarını babası aldığı için Can çok zorlanmıştı ve babasına gitti ondan yardım istedi. Çünkü Can karar mekanizmasını kendi başına çalıştıramaz hale gelmişti. Babası Can’a bunlar senin bileceğin şeyler kararları kendin vereceksin dedi. Can durakladı ve düşündü çok şaşırdı ayrıyetten, çünkü hiç alışık olmadığı bir şeydi babasının söylediği. Çünkü babası itinayla onun adına bütün büyük kararları almıştı bir nevi Can’ın karar mekanizması babasıydı.Karar vermeye korkuyordu ve daha önceki gibi babasının yardım etmesini bekledi.Babası oğlum artık büyüdün kendin karar vermelisin diyordu ama onun karar verme yeteneğinin büyümesine izin vermemişti babası. Can karar vermeyi bilmiyordu onun için basit görünen bu olay onun için çok zor ve içinden çıkılmaz bir hal almıştı.

Ebeveynlerin öncelikli bilmesi gereken çocuklarımız oyun hamuru değiller. Onları istediğimiz zaman istediğimiz şekle sokamayız. Çünkü onlarında kendi beyinleri ve kendi karar mekanizmaları var. Onlarında kendi almak istedikleri şekiller var.Koyduğumuz kurallara harfiyen uymaları her söylediğimizi birebir uymalarını beklemek hayalci bir yaklaşım olur. Çünkü çocuklarımız robot değillerdir, onları kurup her istediğimizi yapmalarını beklemek çokta gerçekçi bir beklenti diyemeyiz. Çocuklarımıza verdiğimiz değeri onları dinleyerek, söylediklerine önem vererek söylediklerine ve kararlarına değerlendirerek, ortak kararlar vermek hem çocuğunuz hem de sizin için çok daha iyi bir plan olacaktır. Bu; çocuklarınızın ufkunu geniş tutmasını, yaratıcı fikirler üretmesini, hem de düşüncelerini beynini kullanma özgürlüğüne yönelmesini sağlar.

Böylece çocuğumuz kendisine değer verildiğini ve değerli bir varlık olduğunu anlayacak, özgüveni gelişecek, arkadaşlarıyla oynarken düşündüklerini ifade etmede sorun yaşamayacaktır.

ÖDÜL ve CEZA

Çocuklarımız bazen tasdik etmediğimiz davranışları yapabilirler. Isırma, küfür etme, tükürme, arkadaşlarının canını yakma vs … Bu ve buna benzer davranışlar çoğu çocukta görülmektedir. Peki biz bunlarla karşılaşınca neler yapabiliriz.

İlk yapmamız gereken panik yok! ve aşırı tepki vermek yok. Çünkü çocuk bunun yanlış bir davranış olduğunu bilmiyordur. Hemen çocuğunuza kızıp onu aşağılamak çocuğun yaptığı davranıştan daha yanlış bir davranıştır ve çocuğun yaptığı olumsuz davranışı yok etmede hiçbir etkisi yoktur. Hatta zararı bile vardır ki çocuk kendini aşağılanmış ve ebeveyni tarafından sevilmediğini düşünebilir. Bu durumda ne yapmalıyız o zaman? Yapmamız gereken çocuk davranışı ilk defa yaptığında aşırı tepki vermeden, davranış bittikten sonra çocuğu yanımıza alıp sakin ve nazik bir dille yaptığı davranışın nedenini sorarız ve bunun yanlış bir davranış olduğunu ve neden yanlış olduğunu insanlara zarar verebileceğini açık bir dille anlatmak ilk müdahelede yapılabilecek en iyi yöntemlerden biridir. Yaptığı davranışın yanlışlığına dair neden ve sonuçlarıyla açıklama yapmanıza karşın bu davranışı tekrarlıyorsa o zaman açıklama aşamasını tekrarlamalıyız ama bu sefer biraz daha derinlere inerek ayrıntılı bir şekilde anlatıp uyarıda bulunmalıyız. Bu davranışın yanlış olduğu hakkında daha önce konuşmuştuk. Bunu davranışların hoş değil böyle davranmana üzülüyorum. Gibi açıklamalarla bu davranışın sizde yarattığı duyguyu da ifade etmiş olursunuz. Bu davranışı tekrar yapması halinde bu sefer açıklama yapmadan bu olayın tekrarlanması halinde cezalandırılacağı hakkında bilgi verirsiniz.

ÇOCUK EĞİTİMİNDE CEZA

Olumsuz olduğunu düşündüğümüz ve azalmasını istediğimiz davranışlarda Ceza yöntemini kullanmalıyız. Çünkü yaptığı olumsuz davranıştan sonra verilen ceza davranışın yanlış olduğunu anlamasına yardımcı olacak ve tekrar yapması halinde ceza alacağını bildiği ve kendisi için olumsuz olan bir durumu yok etmek adına bu davranışlarını azaltma ve kaçınma yoluna gidecektir. Davranış sonucu verilen ceza zamanla yaptığı olumsuz davranışa atfedilerek, davranışın olumsuz olduğunu kavramasını sağlar. Ceza verirken dikkat etmemiz gereken; çocukların yaşlarına uygun ve ağır olmayan cezalar verilmelidir. Verilen ağır cezalar çocukların duygusal anlamda yaralar almasına neden olabilir. Olumsuz bir davranışı azaltmaya veya yok etmeye çalışırken, daha derin ve daha büyük problemlerle karşı karşıya kalmamıza neden olur. Yani kaş yapayım derken göz çıkarmış oluruz buda bizim istemediğimiz bir durumdur.

ÇOCUK EĞİTİMİNDE ÖDÜL

Ödülü kullanırken öncelikli olarak dikkat edilmesi gereken nokta, çocuğumuzun yapmasını istediğimiz davranışlarda ödülü kullanmalıyız. Ödül, çocuğun hoşuna gidecek bir şey olması gerekir, sevdiği bir oyuncak, çikolata, cips, şeker, vs… olabilir. Bunun yanında sosyal pekiştireçler (ödül) vardır. Bunlar ise ‘’aferin, tebrik ederim gibi sözel pekiştireçler ve öpme, başını okşama, sarılma gibi fiziksel pekiştireçler’’ dir.

Öncelikli olarak çocuğumuzu iyi tanımamız gerekir ki verdiğimiz ödülün işe yarar olması gerekir. Ödülden yoksun kalmak onun için vazgeçilmez olmalı ki yapmasını istediğimiz bir davranış sonrası vereceğimiz ödülün yaptığı davranışın önemli olduğunu ve yapmasının iyi bir şey olduğunu anlayabilsin. Örneğin çocuğumuzun kitap okumasını istiyoruz, kitap okuduktan sonra bir ödül verip kitap okuma davranışını pekiştiririz ama verdiğimiz ödül onun için vazgeçilmez değil ve önemi yoksa o zaman verdiğimiz ödülün işlevi kalmaz ve etkilide olmaz. 12 yaşındaki bir çocuğa ‘’ aferin oğlum kitap okuduğun için sana şeker veriyorum’’ diyerekten şeker verirsek 12 yaşındaki çocuğumuza. Çocuk için bu ödülün bir anlamı olmayacaktır çünkü bu ödül onun için olmasa da olur gibi düşüncesi olur. Çocukların yaşına ve onların isteklerine göre ödüller belirlenmesi bu açıdan önemlidir. Tabi ödül verirken aşırıya kaçmadan yaşına uygun tatmin edici ödüller olmalıdır.

Ödülün yanında sosyal pekiştireç vererek ileriki zamanlarda birincil pekiştireci azaltarak yada hiç vermeyerek sosyal pekiştireçle aynı etkiyi yaratabiliriz. Böylece çocuğumuzun rüşvetçi olmasını engellemiş oluruz. Ödül verirken de ceza da olduğu gibi neden ödüllendirildiğini açıklayarak verirsek yaptığı davranışın olumlu olduğunu anlamasına yardımcı olacaktır. Hangi davranışı sonucu ödül aldığının farkına varıp daha çabuk kavrayacaktır.

Ödül olarak parayı kullanmaktan kaçınmakta yarar vardır. İlerleyen zamanlarda çocukların paraya bağlanması ve para alacağını düşünerek bu davranışı sık sık yapmaya başlayabilir. Ödül ve Cezayı kullanırken dikkat edilmesi gereken noktaları tekrar gözden geçirirsek; yaşlarına uygun ve aşırıya kaçmadan, onları rencide etmeyecek, aşağılanma duygusunu hissetmeyeceği cezalar ve çok büyük ödüller olmadan bir dengeyi tutturmalıyız. Bu yöntemleri kullanarak çocuklarımıza her isteğimizi yaptırmamız mümkün değildir. Sadece davranışlarındaki olumlu yada olumsuz aşırılıkları dengelemek kullanmalıdır.

ÇOCUK EĞİTİMİNDE KARARLI OLMAK

Çocuklar olumsuz bir davranış yaptıktan sonra aileler genelde çocuklarına kıyamazlar. Onlara bazen ceza vermek istemezler ama yaptıkları yanlış davranış sonucu ceza alacaklarını söyleyip daha sonra uygulamazlar. Bu çocukta ebeveyne karşı güven eksikliği geliştirmesine neden olur. Daha sonraki ebeveynin söylediği şeyleri önemsemeyebilir, bu durumda aileler genelde benim sözümü hiç dinlemiyor gibi yakınmalarda bulunur. Çocuklarınızın sizin söylediğiniz şeye değer vermesini ve sizi söylediklerinizi dinlenebilir bulmasını istiyorsanız kararlı olmalısınız.

Bunun içinde eğer bir şey için hayır demişseniz o hayırdır ve değişmemelidir. Örneğin; çocuk annesinden oyuncak istiyor ve annesi paramız yok alamayız dedikten sonra çocuk ağlamaya başlıyor. Anne bu duruma dayanamıyor ve oyuncağı alıyor. Böylece çocuğa bazı şeyleri yatırmak istiyorsan ağlamalısın mesajını vermiş oluyoruz ve ağlama davranışını pekiştiriyoruz. Hem de söylediği sözü yok sayarak kendi sözünü değersiz kılıyor. Daha sonra çocuk her istediği şeyin yapılmaması halinde ağlıyor diye yakınmalar başlıyor. Önce çocuğa bu davranışı öğretiyoruz ve daha sonra neden böyle yaptı diye yakınıyoruz. Bu davranışları öğrenmesine sebep ebeveynin kararsız tutumudur. Eğer yapabileceğimiz bir şeyse evet demeyi tercih edin ama yapamayacağımız bir şeyse o zaman hayır deyip ve bu kararımız üzerinde kararlı bir şekilde gitmeliyiz. Aksi taktirde yukarıdaki yakınmaların sonu gelmeyecektir.

ÇOCUK EĞİTİMİNDE TUTARLI OLMAK

Aileler çocuklarını yönlendirirken dikkat etmesi gereken bir başka hususta anne baba arasındaki tutarlılıktır. Anne çocuğuna bir konu ile ilgili evet diye cevap verirken, babası hemen müdahele edip hayır derse ortaya bir tutarsızlık durumu çıkmaktadır. Bu da çocuğun bu durumdan olumsuz etkilenmesini ve kimin söylediği doğru kiminki yanlış ayırt edememesine neden olucaktır ve ebeveynlere karşı güvensizlik oluşacaktır. Daha sonra iki seçenekten hangisi daha çok yarar sağlayacağını düşünürse ona göre davranacaktır. Böylece çocuklar yarar odaklı davranışlar sergilemeye başlar ve çocukta da tutarsız davranışlar görülmeye başlar. Bu durumda çocuk doğru ile yanlışı ayırt etmede zorlanacaktır. Aile çocuğa doğruyu öğreteyim derken tutarsız olmayı model olarak çocuğa gösterir ve tutarsızlığı öğretirler.

Böyle durumlarda yapılması gereken eğer ebeveynler arasında fikir ayrılığı olmuşsa, çocuğun yanında olaya müdahele etmeden o olayın bitmesini bekleyip daha sonra diğer eşe konuyla ilgili olan ayrı fikri sakin bir ortamda fikir alışverişi yaparak, yanlış olduğunu düşündüğünüz noktayı eşinizle paylaşıp daha makul bir fikir bulunmasında yarar vardır. Yani çocuğunuzun bir isteği yada davranışı sonucunda eşlerden birisi hayır veya evet dediyse diğer eş bu durumun yanlış olduğunu düşünse bile o an müdahele etmemelidir.

Hazırlayan : Psk Ayhan ALTAŞ