İnsanlar aşk, sevgi, aile kurma, çocuk sahibi olma gibi nedenlerle evlenmeye kadar verirler. Evlendiklerinde de evlat sahibi olmak, evliliği perçinleyen bir etkendir. Çocuk aileye yeni bir heyecan farklı bir soluk getirir. Çocuğumuzun gelişiminin her adımını gözlemleriz, emeklemesi, yürümesi, konuşması, okula başlaması gibi bir serüven halinde hayat bizim ve çocuğumuz için akıp gitmektedir. Çocuğumuz yedi yaşına geldiğinde okul hayatı başlar, yirmili yaşlara geldiğinde de askere gitmesi gerekir. Askerlik bizim ülkemiz için farklı bir statüdedir, bir onur, bir gurur vs… mesela askere gitmeyene kız vermezler, askerliğini yapmayana iş vermezler. Askerden gelen adam oldun artık gibi yorumlarda bulunulur. Yani askerlik bizim ülkemizde çok farklı bir boyut almıştır. Hatta psikologlar kişiliğin büyük bir bölümü askerde şekil alır gibi yorumlarda bulunurlar. Tabi askerliğin birde farklı boyutu vardır, zorlu eğitimler, baskı altında yaşamak,  terörle mücadele de canın bir merminin ucunda hayatta kalma çabası. Bunun gibi stres ve kaygı düzeyini artıran birkaç neden.

Ülkemizde yıllardır süregelen terör olayları ve son zamanlarda daha da artan eylemleri sonucu gencecik insanlar hayatlarına nokta koyuluyor. Hayatının baharında daha yaşayacakları o kadar çok şey olmasına rağmen bir şerefsiz kurşuna yenik düşüyor bedenleri. Onlar bir nokta koyuyorlar hayata ama ya geride kalanlar. Onlar ne yapıyorlar bu olay sonucunda ,aslında yapılacak çok fazla da bir şey yok gideni geri getirme gibi  bir gücümüz olmadığı için yapabileceğimiz tek şey üzülmek, ağlamak gerisi teferrüat. Hani derler ya ateş düştüğü yeri yakar bazı şeyler için bu çok doğrudur. Ateş gerçektende düştüğü yeri yakıp kavuruyor, bizlerin yapabileceği tek şey uzaktan onları izlemek, destek olmaya çalışmak .

Bundan yaklaşık 1 yıl önceydi sanırım arkadaşımı beklerken bir amca ile sohbete daldık. Oradan buradan konuşurken bana yaşımı sordu bende söylediğimde oğlum yaşıyor olsaydı şimdi senin yaşında olacaktı dedi. Duyunca üzüldüm tabi, amcacım başın sağ olsun hastalık mı? Dedim, yok evladım, şehit oldu dedi. Tabi bunu duyunca daha çok üzüldüm ve amca başladı anlatmaya gözleri ağlamaklı. Çok zor şartlarda büyüttüm oğlumu tek erkek çocuğumdu, hiçbirini ayırt etmem ama onun yeri bende bir başkaydı. Daha o zamanlar üç dört yaşlarındaydı tutardım elinden gezdirirdim parklarda. Bir keresinde bana demişti ki baba ben şehit olacağım. Birden duraksadım oğlum sen o kelimeyi nerden duydun dedim. Televizyondan duymuş nerden duyabilir ki başka, çocuklar birçok şeyi televizyondan öğreniyor artık. Annesine sormuş ‘’ Anne şehit ne?’’ diye. O da anlatmış. Neden oğlum şehit olacaksın diye sorduğumda verdiği cevap. Annem dedi ki şehitlik çok onurlu bir şeymiş bu yüzden bende istiyorum dedi. Bir şey diyemedim, evet onurlu bir şey ama bir babanın oğlunu kaybetmesi hiç dayanılabilir bir şey değil. Hele ki o benim bir erkek çocuğumdu, Ona baktım büyüttüm evlendirecektim, torun sahibi olacaktım. Ama hayat bana öyle bir oyun oynadı ki hiçbiri olmadı.

Derken amcanın gözlerindeki yaşlar artık gözlerinin içine sığmayıp salıvermişti kendini. Ağlıyorken içim hala yanıyor oğlum diyordu bana. Amcacım anlıyorum seni acın büyük ama kaderi böyleymiş gibi sözlerle acısını yatıştırmaya çalıyordum ama nafile içindeki acı öyle büyük ve hala öyle tazeydi ki ne desem sanki bir duvara çarpıyormuş gibi geri dönüyordu. Çaresiz hissettim kendimi, o kadar büyük bir acıydı ki bunu yaşamayan bir kişinin anlamasının mümkünatı yoktu.

Geçen hafta haberleri izlerken şehit haberlerini duyunca yukarıda anlattığım olay aklıma geldi. Şimdi dedim acaba kaç amcanın daha gözleri yaşla, gönlü acıyla dolacak. Açıklama yapan büyüklerimiz acınızı paylaşıyoruz diyordu ama ateş düştüğü yeri yakıyordu. İki gün sonra unutulup gidiyordu o şehitler sanki hiç yaşamamış gibi. Ama şehit aileleri için hiçte öyle değil bir ömür boyu acı işliyor onların bedenlerine.

Vatan sağ olsun! Diyorlardı, evet sağ olsun da neden sadece bu gariban insanların evlatları şehit oluyor, neden biz bir başkanın, bir millet vekilinin, bir üst düzey insanın evlatlarını doğu da askerlik yaparken göremiyoruz. Madem bu vatan hepimizin ve hepimiz için korunuyorsa.  Neden birilerinin istediği gibi yönlendiriliyor.  Neden birilerinin bürokratik oyunları sonucunda gencecik insanlar göz göre göre toprak oluyor. Dağın başına koymuşlar bir karakol hiçbir güvenlik önlemi yok. Orada resmen bir hedef sanki gidin bunları öldürün dercesine ortaya bırakmışlar. Elinde sadece bir silah ile orayı korumanın mümkünatı nedir?  Üç ay öncesine kadar silah görmemiş insanlarla bunun mücadelesini yapmak ne kadar mantıklı? O kadar çok soru var ki cevapsız! Kimsenin de cevaplamaya yüzü yok.

Acınızı paylaşıyoruz diyorlar, kimsenin acı paylaştığı yok herkes kendi hayatını yaşıyor ve ateş sadece düştüğü yeri yakıyor. Acınızı paylaşıyoruz yalandan öteye geçmiyor, akıllarda kalan iki damla gözyaşı ve bitse de gitsek edasıyla yapılan törenler.

Eğer acı paylaşıyor olsa birileri bu acıyı azaltmaya yönelik gerçekçi adımlar atılır. O gencecik bedenleri toprağa sokmamak adına farklı stratejiler yeni fikirler üretilir. Hep acı paylaşılıyor ama ötesi yok yine aynı senaryolarla farklı zamanlarda farklı kişilerin acılarını paylaşıyoruz. Ama büyüklerden birisinin ocağına düşse o ateş o zaman belki o acının nasıl bir şey olduğunu anlarlar. Çözüme yönelik farklı adımlar atmak için çırpınırlar. Bu acının ne olduğunu yaşayan dışındaki kimse çok bilmediği için sadece acı paylaşıp geçip gidiyorlar. Sonuç ileri ki bir tarihte farklı acıları sözde paylaşmak üzere ayrılıyorlar törenlerden.

Hazırlayan: Psk. Ayhan ALTAŞ