, kişinin isteği dışında ortaya çıkan ve bilinç alanına zorla giren ısrarlı düşünceler, imajlar, kompulsiyon ise eyleme yönelik bir zorlama olarak tanımlanmaktadır. Obsesyonlar, tekrarlayıcı kelime, düşünceler, korku, anılar, resimler veya dramatik sahneler olabilir. Kompulsiyonlar ise obsesyon tarafından aktive edilen, bazı düşünceler, dürtüler, korkulardan kurtulmaya yönelik zorunlu eylemlerdir. Çocuklarda bazen obsesyon tanımlanmaksızın kompulsiyon olabilir. Hem obsesyon hem kompulsiyonların anlamsızlığı ve gereksizliği birey tarafından bilinmektedir.

Obsesyonlar aşağıdaki belirtilerle tanımlanır:
– Bu bozukluk sırasında kimi zaman gelen ve uygunsuz olarak yaşanan ve belirgin ya da sıkıntıya neden olan,yineleyici ve sürekli düşünceler, dürtüler ya da düşlemler
– Düşünceler, dürtüler ya da düşlemler sadece gerçek yaşam sorunları hakkında duyulan aşırı üzüntüler değildir.

– Kişi,bu düşünceleri,dürtüleri ya da düşlemlerine önem vermemeye ya da bunları baskılamaya çalışır ya da başka bir düşünce ya da eylemle bunları etkisizleştirmeye çalışır.
-Kişi, obsesyonel düşüncelerin, dürtülerini ya da düşlemlerini kendi zihninin bir ürünü olarak görür.
Kompulsiyonlar aşağıdaki belirtilerle tanımlanır:
– Kişinin,obsesyonel bir tepki olarak ya da katı bir biçimde uygulanması gereken kurallarına göre yapmaktan kendini alıkoyamadığı yineleyici ya da zihinsel eylemler
-Davranışlar ya da zihinsel eylemler,sıkıntıdan kurtulmaya ya da var olan sıkıntıyı azaltmaya ya da korku yaratan olay ya da durumdan korunmaya yöneliktir; ancak bu davranışlar ya da zihinsel eylemler ya etkisizleştirilmeyi ya da korunulması tasarlanan şeylerle gerçekçi biçimde ilişkili değildir, çok aşırı bir düzeydedir. Çocuk ve ergenlerde görülen obsesyon ve kompulsiyonlar erişkinlere benzemektedir. En yaygın ritüel aşırı yıkanma,tekrar etme, kontrol etme, dokunma, sayma, düzenlemedir. Çocuk ve ergenlerle yapılan çalışmalarda ilk okul çağı çocuklarında en sık görülen kompulsiyon sayma ve simetri, erken ergenlikte aşırı yıkanma, geç ergenlikte seksüel düşünce ve ritüeller olduğu belirtilmiştir. Çocuk ve ergenlerin bir kısmı belirtilerini saklama eğilimindedir. Özellikle işlev düzeylerinde ciddi bozukluk yoksa, aile obsesif-kompulsif belirtileri fark etmeyebilir.

Uzun saatler üretken olmayan bir biçimde ödev yapan, yazdıklarını sürekli silip yeniden yazan, kelimelere, harflere, ayrıntılara takılmadan ödevlerini bitirmekte güçlük çeken çocuklar, yıkanırken bol ve sabun tüketen, tuvalet kağıdını bol kullanan, yıkanmaktan kızarmış elleri olan, odalarına başkalarının girmesi ve eşyasını ellemeyi tolere edemeyen, bazı aktivitelerden kaçınmayı seçen çocuklarda obsesif kompulsif bozukluk açısından değerlendirmek gerekmektedir. Çocuklardaki OKB bazen ebeveynin benzer semptomları nedeniyle ebeveynin dikkatini çekmeyebilir. OKB’u olan çocukların %71’nin ebeveyninden birinde ya OKB ya da obsesyonlar görülmesi genetik geçişi desteklemektedir.

Uygun Olmayan davranışlarda cezanın kullanımı
Öğretmenler okullarda Milli Eğitimin amaçları doğrultusunda davranışlarını biçimlendirmek; anne babalar çocuklarının davranışlarını yaşadıkları toplumun ve kendi normlarına ve beklentilerine göre değiştirmek için, ceza ve işlem süreçlerine yer vermektedir. Çocukları, hoş olmayan şekilde davranarak ya da hoşlandıkları şeyden yoksun bırakarak cezalandırma, onların yeni kazanmalarına hizmet etmez. Onarılmaz yan etkileri olabilir. Yine de uygun olmayan davranışları azaltmak için cezaya yer verilmektedir. Cezalandırmanın görünür amacı, iyi vatandaş yetiştirmenin gereği olarak, kişilerin normlara uygun davranmalarını sağlamak ve uygun olmayan davranışları azaltmaktır.Ancak, ceza uygulamaları kişilerin kendiliğinden norma uygun davranmalarını sağlamaz. Uygun olmayan davranışlardan sonra beden üzerinde güç kullanma, hoş olmayan sözcükler söyleme ve bir takım öncelikleri engellemenin görünür iyi niyetli amacı; kurallara uymayı ve amaçların gerçekleşmesini sağlamaktır. Ancak, ceza sonucunda kurallara uygun olmayan davranışlar belli süreler için azalır, ama amaç ve kurallara uygun davranışlar kazandırılmaz.

Ceza Nedir? Cezanın günlük dildeki anlamı ve kullanımıyla, davranış bilimindeki anlamı ve kullanımı her zaman örtüşmemektedir. Günlük dilde, normlara uygun olmayan sorunlu bir davranıştan sonra, çocuğa bağırma, aşağılama ya da vurma cezalandırma olarak görülür. Davranış bilimi, davranış-çevre arasında işlevsel ilişkiyi betimleyen ilkeleri bulmaya yöneliktir. Ceza ilkesinin iki türü vardır.

Birinci tür ceza: İtici uyaranın davranışı izlemesine bağlı olarak davranışın ileride oluşumunun zayıflamasıdır.
İkinci tür ceza: Davranışı sürdüren olaylara son verilmesine bağlı olarak davranışın ileride oluşumunun zayıflamasıdır. Davranış ilkeleri çerçevesinde, davranışı izleyen bir olayın cezalandırıcı uyaran olabilmesi, davranışın ileride oluşum sıklığını azaltmasına bağlıdır.
Birinci tür ceza, Kişiye hoş olmayan sözler söyleme, azarlama, tersleme ve bedeninde güç kullanma, izlediği davranışın sıklığını azaltabilir. Uygun olmayan davranışlar birinci tür ceza uygulamalarıyla azaltılabilir. Ancak yan etkileri unutulmamalıdır. Bazen yan etkiler öyle şiddetli olabilir ki, kişiye verilen zararı onarmak mümkün olmayabilir. Kesinlikle birinci tür ceza uygulamalarından kaçınmak gerekir. Fiziksel veya ruhsal sorunların yanında, farkında olunmadan bir dizi sorunlu davranış kazandırılabilir. Ceza yerine, cezaya gereksinimi önleyen, yaşadığı toplumun norm ve kurallarının gerektirdiği davranışları kazandıran ortamları desenleme tercih edilmelidir. Cezanın kullanımı, kişinin toplumda özgür ve bağımsız yaşaması için gerekli davranışları öğrenmesine yardımcı olacaksa uygun şekilde kullanılabilir. Ahlaka uygun olmayan, cezanın kendisi değil, cezanın bireye zarar verecek şekilde kullanımıdır.